Ahirzamanla alakalı hadislerin bir kesinlik ifade etmemesi insanları her dönemde bir Mehdi, Deccal arayışına itmiştir. Bunun hikmeti nedir ?

AÄŸustos 23, 2007

Ahirzamanla alakalı hadislerin bir kesinlik ifade etmemesi insanları her dönemde bir Mehdi, Deccal arayışına itmiştir. Bunun hikmeti nedir ?
Dünya bir imtihan meydanıdır. Soruların cevaplarını vermenin imtihanla ilgisi olmadığı gibi, dünya imtihan salonunda da herÅŸeyin, zorla kabul ettirecek derecede ap açık olması beklenmemelidir. Akla kapı açılacak, irade elden alınmayacaktır. KiÅŸi delillere bakarak gerçekleri görecek, Deccal’ı, Mehdî’yi tanıyacaktır. Peygamberlerin mûcizelerinin bile kanaat vermek için olduÄŸunu, zorlayıcı olmadığını biliyoruz. Yıldızlarla Lâ ilâhe illallah yazma kàbilinden olsaydı o zaman herkes inanırdı.

Cenab-ı Hak, imtihan sırrı gereği bazı şeyleri bazı şeyler içerisinde gizlemiştir. Kıyametin kopma vakti dünyanın ömrü, insanın eceli kendi ömrü içinde, Kadir Gecesi Ramazanda, Cuma günü yapılan duânın kabul vaktinin Cuma gününde gizlendiği gibi.

Bunların gizli tutulmasında birçok sır ve hikmetler vardır. Meselâ ecel gizli olduğu için insan her dakika hem ecelini bekleyebilmekte, hem de yaşayabileceğini düşünerek hem dünyasına, hem de âhiretine birlikte çalışabilmektedir. Kıyametin kopması da böyledir. Her asırda Kıyametin kopabileceğini düşünen insanlar, hem âhiretlerine, hem de kopmayacağını göz önüne alarak dünyayı îmara yönelebilmektedirler.

Musibetlerin vakitlerinin belli olmamasında da birçok hikmetleri vardır. Eğer bir kişi musibetin ne zaman geleceğini bilseydi, onu beklerken o musibetten on kat daha fazla mânevî bir musibet çekerdi. Halbuki gizli olunca, insan, son âna kadar mutlu bir hayat sürebilmektedir. İşte bu hikmetleri sebebiyledir ki İslâmda gaybtan haber vermek yasaklanmıştır.

Sorumluluk ve îman hakikatleriyle ilgili olmayan gaybî hadiselerden izn-i Rabbanî ile haber verenler de yalnız gizli bir iÅŸaretle, perdeli ve kapalı haber vermekle yetinmiÅŸlerdir. Hatta Tevrat, İncil ve Zebur’da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi bir derece perdeli geldiÄŸi için o kitapların bir kısım tâbileri tevil edip îman etmemiÅŸlerdir. Fakat îman ve itikadla ilgili meseleleri açıkça bildirmek ve tekrar etmek, teklif ve imtihan sırrının gereÄŸi olduÄŸu için Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan ve Tercüman-ı Zîşanı (a.s.m.) istikballe ilgili olayları kısaca, âhiretle ilgili hadiseleri ise tafsilâtıyla haber vermiÅŸlerdir.(1)

Deccal, Mehdî gibi kimselerin gizli tutulmalarının bir hikmeti de hakla bâtıl mücadelesinde her asırda, herkesin kendi safında yerini alması içindir. Bilindiği gibi hakla bâtılın mücadelesi Hz. Âdemle birlikte başlamış, Kıyamete kadar da devam edecektir. Geçmiş çağların nemrudları, firavunları, Ebû Cehilleri vardı ve bunların herbiri birer deccaldı. Her asrın da kendine göre deccalları vardır. Âhirzamanın Deccalı ise en büyüğüdür.

Peygamberimiz (a.s.m.), “Otuz kadar deccal gelmedikçe Kıyamet kopmaz”(2) buyurarak her asrı bu uyanıklığa sevk etmek istemiÅŸtir.

Bu gerçek, her asrı Kıyamet kopacakmışcasına müteyakkız olmaya itmiş; dünyayı çalkalayan şiddetli hadiseler Deccalı çağrıştırmış, çare arayışleri de Mehdîyi aratmıştır.

Hatta Asr-ı Saadette bile Deccal beklenmiÅŸtir. Bazı Sahabîlerde Yahudî asıllı İbni Sayyad’ın Deccal olduÄŸu hakkında bir kanaat vardı. Abdullah bin Ömer, Cabir bin Abdullah bu görüşteydiler. Bir gözü kör, daha büluÄŸ çağına ermeden peygamberlik dâvâsına kalkan İbni Sayyad ÅŸeytandan emir alırdı. Bir gün kendisine Deccallığı isteyip istemediÄŸi sorulduÄŸunda, “Böyle bir görev bana teklif edilseydi, reddetmezdim”(3) cevabını vermiÅŸti. Bir gün de çocuklarla oynarken, Peygamberimiz, Hz. Ömer’le birlikte yanına yaklaÅŸmış, karşılıklı konuÅŸmuÅŸlardı. Peygamberimiz, “Allah’ın elçisi olduÄŸuma ÅŸehadet eder misin?” diye sormuÅŸ, o da inanmamakla kalmayıp kendi peygamberliÄŸine inanmasını istemiÅŸti. Onun bu haline öfkelenen Hz. Ömer, öldürmek için Resûlullahtan izin istemiÅŸ, Resûlullah da, “EÄŸer beklediÄŸimiz Deccal bu ise sen onu öldüremezsin. (Çünkü onu Hz. İsa öldürecektir). Åžayet o deÄŸilse, onu öldürmekle bir hayır kazanmış olmazsın.”(4) buyurmuÅŸlardı.

Hıristiyanlık dünyasında da, İslâm dünyasında da Deccal görülen bazı kimseler gelip geçmiştir.

Hz. Ali, müfrit rafizî Abdullah bin el-Kurra’yı Deccal olarak görmüştü. Yalancı peygamberlik dâvâsında bulunan Esved el-Ansî (öl. 632) ve Müseylimetü’l-Kezzab da (öl. 633) birer deccal idiler. Babiyye fırkasının kurucusu Mirza Ali Muhammed’le (öl. 1850), KadıyanîliÄŸin kurucusu Mirza Gulam Ahmed Kadiyanî (öl. 1908) asırlarının birer deccalı kabul edilmiÅŸtir.

Eline aldığı makasla uzun sakallarla elbiseleri kesen Deli Petro Hıristiyanlarca Deccal olarak görülürken, Frierich Nietzche, “Din düşmanı Deccal” imzasıyla Hıristiyanlık dünyasına yayınladığı mektubunda, “Gelin ibadetlerden kurtulalım” diyordu. Marks, Lenin, Stalin de birer deccaldı.

Evet, Mehdî ve Süfyan’ın geleceÄŸi vaktin açıkça belirtilmemesinin en önemli hikmeti, her asırda çıkabileceklerini düşünerek hazırlıklı olmayı saÄŸlamaktır. “Mehdî, Süfyan gibi âhirzamanda gelecek eÅŸhasları çok zaman evvel, hatta Tâbiîn zamanında onları beklemiÅŸler, yetiÅŸmek emelinde bulunmuÅŸlar. Hattâ bazı ehl-i velâyet onlar geçmiÅŸ demiÅŸler. İşte bu da Kıyamet gibi, hikmet-i İlâhiye iktiza eder ki; vakitleri taayyün etmesin (belli olmasın.) Çünkü, her zaman, her asır, kuvve-i mâneviyenin takviyesine medar (vesile) olacak ve yeisten kurtaracak ‘Mehdî’ mânâsına muhtaçtır. Bu mânâda her asrın bir hissesi bulunmak lâzımdır. Hem gaflet içinde fenâlara uymamak ve lâkaydlıkta nefsin dizginini bırakmamak için, nifakın başına geçecek ÅŸahıslardan her asır çekinmeli ve korkmalı. EÄŸer tayin edilseydi, maslahat-ı irÅŸad-ı umumî (herkesin irÅŸadında gözetilen fayda) zâyî olurdu.”(5)

—————————-
(1) Nursî, Sözler, s. 09.
(2) Buharî, Fiten: 25; Menakıb: 25; Müslim, Fiten, 84; Ebû Davud, Fiten: 1.
(3) Müslim, Fiten: 90-91; Tirmizî, Fiten: 63; Müsned, 3:43, 79.
(4) Buharî, Edeb: 97; Fiten: 85-88; Ebû Davud, Melahim: 16; Tirmizî, Fiten: 63.
(5) Nursî, Sözler, s. 309-310.

eXTReMe Tracker

otel emlak inþaat tekstil