Cenab-ı Hakk’ ın Kudreti ve sebepler açısından Hz. Mehdî’ yi nasıl deÄŸerlendirmeliyiz ?
AÄŸustos 23, 2007
Cenab-ı Hakk’ ın Kudreti ve sebepler açısından Hz. Mehdî’ yi nasıl deÄŸerlendirmeliyiz ?
Mehdî’nin iÅŸi çok zordur. Zor olduÄŸu için de zâten o görevlendirilmiÅŸtir. Kışın zorluk ve sıkıntılarına raÄŸmen baharın gelmesi kaçınılmaz olduÄŸu gibi ÅŸiddetli Süfyanizm döneminden sonra da bir saadet devri gelecektir. Cenab-ı Hak vaadetmiÅŸti; gerçekleÅŸecektir.
Meseleye kudret-i İlâhiye noktasından baktığımızda, bunun hiç de zor olmadığını görürüz. Tarihte imkânsız denecek nice olaylar gerçekleÅŸmemiÅŸ midir? Elbette Hz. Mehdînin önünü açacak, kolaylıklar ihsan edecek olan, herÅŸeyin dizginini elinde tutan, her iyiliÄŸe kat kat mükâfatlar veren, zerre kadar ihlaslı ameli daÄŸlar gibi kabul eden Allah’tır. Elbette halis, muhlis bu insanları zor ÅŸartlara raÄŸmen, hayret verici bir tarzda muvaffak edecektir.
Onu kudretine ne ağır gelebilir ki? Gün olup dört mevsimi birden yaÅŸattığı olmuyor mu? Zamanı geldiÄŸinde de hadiselerin seyrini öylesine deÄŸiÅŸtirir ki, herkes ÅŸaşıp kalır. Evet, “Cenab-ı Hak, bir dakika zarfında beyne’s-semâ ve’l-arz (yer ve gökler arası) âlemini doldurup boÅŸalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder; ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümûnesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını îcad eden Kadîr-i Zülcelâl, Mehdî ile de, âlem-i İslâmın zulümâtını dağıtabilir. Ve va’d etmiÅŸtir; va’dini elbette yapacaktır.”
Demek ki Kudret-i İlâhiye noktasında mesele gâyet kolay. Sebepler dairesi ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünüldüğünde de, “Yine o kadar makûl ve vukûu lâyıktır ki, “EÄŸer Muhbir-i Sâdıktan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lâzım gelir ve olacaktır” diye, ehl-i tefekkür hükmeder.”
Bütün ümmetin, namazda günde beÅŸ defa Âl-i Muhammed (a.s.m.), yani Peygamberimizin pâk nesli için getirdikleri salavat kabul olmuÅŸtur ki, Âl-i Muhammed bütün mübarek silsilelerin başında yer almış, dünyanın dört bir yanına yayılmıştır. Her asrın büyük topluluklarına da o nûrânî zâtlar kumandanlık etmektedirler. Meselâ bunlardan Seyyid Ahmedi’s-Sinüsî, milyonlar müride, Seyyid İdris yüzbinden fazla Müslümana kumandanlık etmektedir. Seyyid Yahya adındaki baÅŸka bir seyyid yüzbinlerin emiridir. Seyyidler kabilesinin fertleri arasında böyle zahirî kumandanların yanında Seyyid Abdülkadir-i Geylanî, Seyyid Ebul-Hasen-i Şâzelî, Seyyid Ahmed-i Bedevî gibi mânevî kumandanlar da bulunmaktadır.
İşte bu mübarek nesil sayıca o kadar çoktur ki o kumandanların toplamı büyük bir ordu teÅŸkil etmektedir. EÄŸer maddî ÅŸekle girse ve bir dayanışmayla bir fırka vaziyetini alsalar, İslâmiyeti mukaddes bir milliyet hükmünde bir ittifak ve intibah rabıtası yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz! İşte sayıları böylesine çok o muktedir ordu, Âl-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır ve Hz. Mehdî’nin en has ordusudur.
Evet, bugün tarih-i âlemde hiçbir nesil, ÅŸecere ile ve senetlerle ve an’ane ile birbirine muttasıl (baÄŸlı) ve en yüksek ÅŸeref ve âlî haseb ve asîl neseble mümtaz hiçbir nesil yoktur ki, Âl-i Beytten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatin fırkaları başında onlar ve ehl-i kemâlin namdar reisleri yine onlardır. Åžimdi de, kemmiyeten (sayıca) milyonları geçen bir nesl-i mübarektir. Mütenebbih (uyanmış) ve kalbleri îmanlı ve muhabbet-i Nebevî ile dolu ve cihandeÄŸer ÅŸeref-i intisabıyla serfirazdırlar.
İşte böyle büyük bir cemaat içinde mukaddes kuvveti heyecana getirecek, uyandıracak büyük hadiselerin vücûda gelmektedir:
“Elbette o kuvvet-i azimedeki (büyük kuvvetteki) bir hamiyet-i âliye feveran edecek ve Hz. Mehdî başına geçip, tarik-i hak ve hakikate sevk edecek. Böyle olmak ve böyle olmasını; bu kıştan sonra baharın gelmesi gibi, âdetullahtan ve rahmet-i İlâhiyeden bekleriz ve beklemekte haklıyız.”(1)
————————————-
(1) Bediüzzaman Said Nursî, Mektûbât, s. 425, 426.
Okunma Sayısı : 180


