Deccal, Mehdî ve İsâ Aleyhisselâmı herkes tanıyabilecek midir?
AÄŸustos 23, 2007
Deccal, Mehdî ve İsâ Aleyhisselâmı herkes tanıyabilecek midir?
Hayır. Eğer İsa Aleyhisselâm, Mehdî ve Deccal güneş gibi ap açık bilinecek derecede gelselerdi, akıl ve iradeyi kullanma imkânı kalmaz, herkes mecburen inanır, Ebû Bekirlerle Ebû Cehillerin farkı kalmazdı.
Gerçekten rivayetlerde anlatıldığı gibi, minare boyunda, alnında kâfir yazılı, bağırdığında bütün dünya işitecek derecede gür sesli, iki kulağı arası otuz metreyi bulan bir eşeğe binen bir Deccal gelecek olsa, herkes ister istemez onu tanır, bu da imtihan sırrına ters düşerdi.
O halde nazarî meseleler perdeli, derin, tetkik ve tecrübeye muhtaç olmalı ki, imtihandan maksat hasıl olabilsin; Ebû Bekirler yücelerin yücesine çıkarlarken, Ebû Cehiller de aşağıların aşağısına düşsünler. Yoksa irade elden alınırsa imtihanın sırrı bozulur.
İşte bu önemli sır sebebiyledir ki mûcizeler seyrek ve nâdiren gösterilir. Kıyamet alâmetleri de, müteşabihat da bir derece kapalı ve tevilli olur. Yalnız güneşin Batıdan doğması böyle değildir; ap açık olduğu için artık tövbe kapısı kapanır; tövbe de, îman da kabul olmaz. Çünkü o zaman Ebû Cehiller de îmana kalkacak ve Ebû Bekirlerle eşit hale gelecektir.
Yine bu imtihan sırrı gereğidir ki, Deccalı Deccal nâmıyla beklememelidir. O, deccallık haysiyetiyle değil, baskıcı bir idareci olarak bilinir.(1) Onun içindir ki, birçokları onu tanıyamayacaklardır. Ancak nûr-u îmanın dikkatiyle tanınabilirler.(2)
Deccal ve Süfyanı olduÄŸu gibi Hz. Mehdî’yi de herkesin gündüz gibi ap açık bir ÅŸekilde tanıması beklenmez, beklenmemelidir de. Bu da imtihan sırrına ters düşer. Öyle olmalı ki, her devir zamanlarında gelecekmiÅŸcesine Mehdîyi beklemeli, eski devirlerde de gelip geçtiÄŸi veya yaÅŸadığı söylenebilmelidir.
Evet, Garâibü’l-Ehadis’te de belirtildiÄŸi gibi Hz. Mehdîyi herkes tanıyamayacak, ancak ehl-i irfan nûr-u îmanla tanıyabilecektir.(3)
İsa Aleyhisselâmın iniÅŸi de böyledir. Onu da herkes tanıyamaz. Ancak îman nurunun verdiÄŸi bir dikkatle bilinebilir. Evet, “Hz. İsa Aleyhisselâm geldiÄŸi vakit, herkes onun hakiki İsâ olduÄŸunu bilmek lâzım deÄŸildir. Onun mukarreb ve havassı (ona mânen çok yakın olanlar), nûr-u îman ile onu tanır.(4) Yoksa bedâhet derecesinde (apaçık bir sûrette) herkes onu tanımayacaktır.”(5)
İnsan hangi konuyla çok meÅŸgul olursa, o konuda uzmanlaşır. İmanen zayıf veya ciddî bir ÅŸekilde arayış içerisine girmeyen insan, zamanlarında da yaÅŸasa, yanıbaşında da olsa Mehdî’yi de, İsa Aleyhisselâmı da, Deccalı da göremez, görse de tanıyamaz.
Deccal, kendinin Deccal olduÄŸunu bilir mi?
Deccal da, Süfyan da onca şerli icraatlarına rağmen, başlangıçta kendileri, kendilerini Deccal ve Süfyan olarak bilmezler.(6) Sonradan anlarlar.
Birçoklarının naklettiÄŸine göre, İslâm Deccalı “Ve’t-tîni ve’z-zeytûn”un mânâsını merak edip sorarmış. Sûredeki ahsen-i takvimde yaratılan insandan kendine, emin beldeden de yeni kurduÄŸu ÅŸehre bir iÅŸaret arasa gerek. Oysa bu sûreden sonra gelen Alak Sûresindeki “Muhakkak insan çok çok azgınlaşır”(7) meâlindeki âyet, hem mânâ hem de cifir hesabıyla onun zamanına ve ÅŸahsına iÅŸaret etmekte, namaz kılanlara ve câmilere tağıyâne tecavüz ettiÄŸini göstermektedir. “Demek o istidraclı adam küçük bir sûreyi kendiyle alâkadar hisseder. Fakat, yanlış eder, komÅŸusunun kapısını çalar.”(8)
————————
(1) Nursî, Şuâlar, s. 508.
(2) Nursî, Sözler, s. 310.
(3) Nursî, Tılsımlar s. 212.
(4) Nursî, Şuâlar, s. 498.
(5) Nursî, Mektûbât, s. 61.


